Bir nevi bekarlığa veda partisi kapsamında yer alan bir eğlence olarak düzenlenen, duygusal bir kapsama sahip olan kına geceleri; çok eski zamanlardan beri korunarak devam eden geleneklerimiz arasında yer almaktadır. Kına gecesinin kesin olarak tarihçesi hakkında detaylı bir bilgi bulunmamasına rağmen kökeninin çok eski zamanlarda Hindistan’a kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğu söylenilmektedir.

Düğünden birkaç gece önce yapılan kına gecesi; evlilik öncesi hem geline iyi şans getirmesi hem de eski evine veda ederek yeni ailesine doğru yapacağı yeni yolculuk için uğurlama ve karşılama gibi amaçlar içermektedir. Aynı anda hem duygusallık, hem hüzün, hem gözyaşı hem de eğlenceye sahip olan Kına geceleri oldukça uzun bir tarihi kapsama sahip olmaktadır.

Kına Gecesi Nedir?

Birçok ülkede yapılan bir uygulama olan kına gecesi; ülkemizde biraz daha farklı bir kapsama sahip olmaktadır. Bizim için kına gecesi; sadece eğlenmek amacıyla düğünden bir ya da iki gece önce yapılan bir tören değildir. Aynı zamanda gelinin doğduğu, büyüdüğü senelerini geçirdiği baba evine bir nevi vedası anlamını taşımaktadır.

Kına Gecesinin Tarihçesi Hakkında

Kına gecelerinin her ne kadar Paganizm dönemlerine kadar uzanan bir tarihi süreci bulunduğu düşünülse de; asırlar boyu sürekli göç eden medeniyetler göz önüne alındığında tam olarak ne zaman nerede başladığı kestirilemeyen bir geleneğimizdir.

Kına Gecesinin Tarihi

İlk başlarda tanrılara adanan adaklar ya da verilen kurbanlar kına ile süslenirken; zaman içinde kına ölmeyi bekleyen, ölüme hazır olan kadınların başlarında ortaya çıkmış. Çatalhöyük bölgesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında; milattan yedi binli yıllara ait olan bir mezardaki ceset ellerinde bulunan kına ile süslenmiş bereket tanrıları bu uygulamanın oldukça eski bir tarihi geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

Bazı araştırmacılara göre kına geleneği Hindistan kökenine dayanırken; Hindistan halkı ise kınanın Moğollar dönemine kadar uzandığına inanmakta. Kına gecelerinin ilk olarak antik çağda Kuzey Afrika’da uygulandığı tezini savunanlar bile bulunmakta.

Türk Geleneklerinde Kına Gecesi

Türk ve İslam gelenekleri açısından güzellik, sağlık ve törensel değeri olan Kına; Dede Korkut hikâyelerine de konu olmuştur. Bir çeşit adanmışlık ya da kurban edilme simgesi durumunda olan kına; vatana kurban olsun diye askere, Allah’a kurban olsun diye adaklara, eşine kurban olsun diye gelin ve damada yakılmaktadır.

Peygamberimize kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğuna inanılan Kına geceleri bu nedenle çarşamba gününü perşembe gününe bağlayan gece yapılmaktadır. Kına gecesi geleneği sadece yurdumuzda değil, farklı ülkelerde bulunan Türklere de has bir törendir. Kına geceleri; ülkemizde her yörede farklı olarak adlandırmış ve yüzyıllar boyunca düğünden önce yapılan törenler arasında yerini almaya devam etmiştir.

Masumiyet ve iffetin simgesi olan kırmızı renkte işlemeli bir kaftan giydirilen gelin ilk olarak geleneklerimize göre ortaya konulan bir sandalyeye oturtularak başı kırmızı bir tülbentle kapatılır. Bundan sonraki her adımın bir amacı bulunmaktadır.

Gelin duygusal şarkılarla ağlatılır. Ne kadar ağlarsa evinde o kadar mutluluk ve bereket olacağına inanılır. Gelinin avucuna damadın annesi tarafından konulan altın para, yeni evinde bolluk ve bereket simgesi olmaktadır. Geline tek bir kere evlenmiş eşiyle mutlu olan bir kadın tarafından yakılan kına ise; aynı huzur ve mutluluğa ulaşması amacını taşımaktadır.

Duygusallık, eğlence, gözyaşı farklı duyguların aynı anda yaşandığı kına gecesinde misafirlere bu günü anımsatacak özel hediyeler verilmesi de ayrı bir geleneğimizdir. Son zamanlarda damat adayı da kına gecesine katılarak geline bu duygusal ve bir o kadar coşkulu gecesinde eşlik etmektedir.